BLOG

blog'a geri dön

0 yorum var - 08 Eylül 2007 17:37

Dün, İstanbul Kitapçısı’ndan aldığım Esir şehrin insanlarını seyrettim. Daha önce birkaç defa daha izlemiştim. TRT’de dizi olarak vermişlerdi. Zira asla başından sonuna kadar izleyememiştim.

Üstad Kemal Tahir ne de güzel kaleme almış ve oynayanlar ne kadar güzel oynamışlar. Oyunculuğun gereği oynadığı role kendini kaptırmamaktır diye biliyorum. Acaba zaten kendi tarihimizi anlatan bu filmde kendilerini rollerine kaptırmadılar mı? Acaba benim seyrederken yüreğimi sızlatan acıyı onlar da hissetti mi?

Filmde; Sadece bir devletin çöküşü anlatılmıyor. İnsanların, korkuya nasıl yenildiğini, nasıl korkusuzca herşeyi göze alabildiğini, vatan elden giderken ve esir bir hayat yaşarken bile aşkın sizi bulabileceğini, fakat vatansız veya esaret altında yaşamda bunların hiçbir değerinin olmadığı çok güzel ve ustalıkla anlatılmış.

Filmi izlerken birçok sahnesinde gözlerim doldu ve şunları düşündüm:

Bir Türk, bu kadar özenti olup ta, korkularına yenilip, bütün mukaddesatını ayaklar altına alıp, kendine ihanet edebilirmi?

Acaba, silahla yapılan işgal altında bu acıları yaşayanlar mı? Yoksa, savaştan sonra sağ kalan hainler yüzünden, bugün ekonomiyle yapılan işgal dönemini yaşayan biz mi daha fazla acı çekiyoruz?

Avrupalı, Türk’ü savaşarak yenemeyeceğini, hatta bunun sadece Türk’ün gücüne güç katacağını kat’i surette anladığı içindir ki; Silahla savaşmak yerine, bir milleti yok etmenin kat’i ve en acımasız yolunu seçerek, dilimizi, an’anemizi yok ederek, bizi yozlaştırmaktadır.

Tarihin, sıcak savaş yıllarında da Avrupa’nın maddi ve her türlü askeri mühimmat gibi olanaklarının bizden küçümsenemeyecek kadar çok olduğunu yazan birçok sayfası vardır. Onlar, bu savaşı, karşısındaki milleti küçümsediklerinden ve bu milletin kanını son damlasına kadar akıtmadan, yılmayacağını hesapla-yamadıklarından yenildiklerinin farkındalar.

Maalesef, 1921 yılına kadar halifeyi kurtarmak için savaşan bu millet, dervişler, meczuplar memleketi olmaktan kurtulamamıştır. İnsanlar, evveliyatı kesin bilinmeyen, fakat insanlığın varoluşundan beri denilen, inanma arzusu yüzünden ortaya çıkan din denilen kavramın, sorgulanamaz addedilmesi kötü niyetli insanların bunu kullanmasına vesile olmuştur. Ne yazık ki bu, tüm dünyada ve tüm dinlerde böyledir ve bunun önüne geçilememiştir.